Resibu Logo

Şantiye Şefliği Sisteminde Köklü Değişim Şart: Disiplinler Arası Koordinasyon ve Deprem Mimarlığı Gerçeği

27.01.2026

Türkiye inşaat sektörü, yapı güvenliği ve şantiye yönetimi konusunda yeni bir paradigma arayışı içinde. Özellikle deprem kuşağında yer alan ülkemizde, yapıların güvenliği sadece kullanılan betonun kalitesiyle değil, projelendirme aşamasındaki disiplinler arası uyumla da doğrudan ilişkili. Resibu TV’de yayınlanan değerlendirmelere göre, mevcut şantiye şefliği sistemi ve mimar-mühendis diyaloğundaki kopukluklar, güvenli yapı üretimini tehdit eden unsurların başında geliyor.

Şantiye Şefliğinde Tek Adam Dönemi Sona mı Ermeli?

Mevcut sistemde şantiye şefliği genellikle inşaat ağırlıklı bir görev olarak algılanmakta ve tüm sorumluluk tek bir kişiye yüklenmektedir. Ancak uzmanlar, her branştaki kişinin kendi uzmanlık alanından sorumlu olduğu bir yapının çok daha sağlıklı olacağını belirtiyor. Elektrik mühendisinin kendi tesisatından, makine mühendisinin mekanik sistemlerden, inşaat mühendisinin ise yapısal sistemden sorumlu olduğu bir model, işin kalitesini artıracak en önemli faktörlerden biridir.

Mevcut yönetmeliklerimiz, işin sahada doğru yapılmasını sağlamaktan ziyade, bir sorun çıktığında "sorumlu kişiyi bulup cezalandırma" mantığı üzerine kurgulanmış durumda. Oysa bir şantiyede iş güvenliği uzmanından proje müellifine kadar herkesin, kanunların elverdiği ölçüde değil, uzmanlıklarının gerektirdiği ölçüde sürece dahil olması gerekiyor. Uzmanlara göre şantiye şefliğinin "olmazsa olmazı" inşaat mühendisleridir; zira işin büyük kısmı ve taşıyıcı sistem güvenliği onların sorumluluğundadır. Ancak bu durum, diğer disiplinlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmamalıdır.

Kavram Karmaşası: Deprem Mimarlığı Nedir?

Sektörde sıkça dile getirilen "Deprem Mimarlığı" kavramı, sadece inşaat mühendisi ve statik proje müelliflerinin değil, mimarların da deprem güvenliği konusunda bilinçlenmesini zorunlu kılıyor. Genel algı, deprem güvenliğinden sadece inşaat mühendislerinin sorumlu olduğu yönünde olsa da, mimari tasarımın kendisi deprem davranışını doğrudan etkiliyor.

Japonya gibi ülkelerde uygulanan modellerde, mimarların deprem yönetmeliklerine hakim olması ve taşıyıcı sistem kurgusunda mühendislerle ortak dil konuşması beklenmektedir. Ülkemizde ise mimarlık eğitimi ve pratiği daha çok 3194 sayılı İmar Kanunu, planlı alanlar yönetmeliği ve yangın yönetmeliği gibi mevzuatlara odaklanmış durumda. Oysa bir mimarın, tasarladığı binanın bulunduğu bölgeye göre (örneğin Karaman ile Gölcük arasındaki fark gibi) tasarımını özelleştirmesi, aynı tip projeyi her yere uygulamaması gerekmektedir.

Kiriş ve Kolonların Yerini Kim Belirlemeli?

Sahada ve proje masasında yaşanan en büyük çatışmalardan biri, taşıyıcı sistemin kim tarafından kurgulanacağıdır. Mevcut pratiklerde mimari projelerde kolon ve kiriş yerleşimlerinin mimarlar tarafından işlendiği, hatta mühendislere "kolonu şuraya koy, kirişi buradan geçirme" şeklinde dayatmalar yapıldığı görülmektedir. Bu durum, olması gerekenden çok daha sağlıksız ve statik açıdan zayıf yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İdeal olan çalışma prensibi; mimarın işlevsellik, fonksiyon ve estetiği kurgulaması, taşıyıcı sistemi ise tamamen inşaat mühendisinin oluşturmasıdır. Mühendis sistemi kurduktan sonra disiplinler arası istişare başlamalıdır. Ancak günümüzde mimari projelerde bile kolon ve kirişlerin mimar tarafından çizilmesi, mühendislik disiplininin alanına müdahale olarak değerlendirilmekte ve yapı güvenliğini riske atmaktadır,.

Disiplinler Arası İletişimsizlik Şantiyeye Zarar Veriyor

Bir yapının inşası sadece mimar ve inşaat mühendisi arasında değil; makine, elektrik ve jeoloji mühendislerinin de dahil olduğu bir takım oyunudur. Ancak genel sektör incelemelerinde en büyük eksikliğin bu disiplinler arası çalışmanın zayıflığı olduğu görülüyor. Proje aşamasında bir araya gelmeyen disiplinler, uygulama aşamasında büyük sorunlara yol açıyor. Örneğin, elektrik veya mekanik tesisatın geçeceği yerlerin önceden planlanmaması sonucu, sahada taşıyıcı kirişlerin delinerek boru veya kablo geçirildiği, kirişlere buat açıldığı gibi vahim hatalarla karşılaşılmaktadır,.

Oysa günümüz teknolojisi ve yazılımları, uzmanların aynı odada, hatta aynı ilde bile olmasına gerek kalmadan ortak bir proje üzerinde çalışmasına imkan tanımaktadır. Bu yazılımların yaygınlaşması ve disiplinlerin proje aşamasında çakışmaları (clash detection) çözmesi, ileride yaşanacak hayati hataların önüne geçecektir.

Sonuç: Malzeme Seçimi ve Deprem Yükü

Mimarların bilmesi gereken bir diğer kritik husus ise malzeme seçimi ile deprem kuvveti arasındaki ilişkidir. Deprem kuvveti, yapının kütlesiyle doğru orantılıdır. Mimarın tasarımda kullandığı ağır malzemeler (taş kaplamalar, mermer zeminler vb.), binanın depremde maruz kalacağı yükü artırır. Hafif malzeme kullanımı ise binanın daha az deprem kuvveti üretmesini sağlar. Bu bilinçle yapılan tasarımlar, disiplinler arası uyumun en somut göstergesi olacaktır.

Sektördeki bu dönüşüm, nitelikli personel arayışlarında da kriterlerin değişmesine neden olacaktır. Artık sadece teknik çizim bilen değil, disiplinler arası koordinasyon yeteneği yüksek profesyonellere ihtiyaç duyulmaktadır. Daha güvenli yarınlar için bu zihniyet değişikliği bir tercih değil, zorunluluktur.

İlginizi Çekebilir:

• İnşaat Sektöründeki Son Gelişmeleri Takip Edin: www.resibu.com/haber

• Sektörel Blog Yazıları ve Teknik İncelemeler: www.resibu.com/blog